---Kurban--

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

---Kurban--

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 10, 2010 9:21 pm

Kurban:
Çok uzun bir gün geçirmişti. Yorgun gözlerine göz kapakları yorgan olmuş, uyumaya çalışıyordu. Düşünmekten kaçtığı konular hep beyninde tepiniyor, bir türlü uyku tutmuyordu. Bugüne kadar yaşadığı hadiselerin bir muhasebesini yapma lüzumunu hiç duymamıştı, fakat bugün; yaşadığı hadiseleri hafızasında bir video bandı gibi seyrediyor, geri alıyor, tekrar seyrediyor ve neticede muhasebesini yapıyordu...

O, kendini hep yükseklerde görmüştü. Eh ne de olsa havacıydı! Her gün uçuyor, paraşütle atlıyor, gününü gün ediyor, sonra da etrafındaki/eri görmeden gururla dolaşıyordu. Çocukluğundan beri öyle yasamaya alışmıştı. Ailesinde bulamadığı alâkayı çevresinde aramış ve daima arkasında hükmedeceği kişiler bulunmasını arzulamıştı. İçindeki uzun istekleri elde etmede adeta yarışıyordu. Her türlü macerayı yasamak için koşan bir fıtrata sahipti. Bazen: "İşte bunun için paraşütçü oldum" diye düşünürdü.
Havacılık onun en büyük tutkusuydu. Bu sebeple tahsil hayatına ara verip paraşütçü olmuştu. Bu is ona göre doyulmaz bir zevkti; her defasında ölümle pençeleşmek onun düşünmekten kaçtığı veya korktuğu hakikatlere bir darbe vuruyor ve "İste ben hiçbir şeyden korkmuyorum" diyordu. Aslında hep bir şeylerden kaçmış, beyninde tepinen "Sen nesin? Necisin? Nereden geliyor, Nereye gidiyorsun?" sorularına cevap vermemek için her türlü çareye başvurmuştu.

Paraşütçü olduğu zaman yepyeni arkadaşlar edinmişti. Hemen hemen hepsi aynı çıkmaza girmiş, kendini ispat etme sevdasındaydılar. Yalnız içlerinden bir tanesi apayrı bir fıtrata sahipti. Temiz, sakin ve dürüst biriydi. En büyük hususiyeti bos vakitlerini bir odaya kapanarak geçirmesiydi... Zamanla aralarında samimiyet hasıl olmuş, canciğer arkadaş olmuşlardı. O, arkadaşının anlattığı hakikatleri, alçak gönüllülüğünü düşünüyor, kendisi ile kıyaslıyor ve aralarındaki uçurumun ardından ayrılan yollar görüyordu.
Günler geçmiş, profesyonel birer paraşütçü olmuşlardı. Artık havada kuşlar gibi uçuyor ve çeşitli hareketler yapabiliyorlardı. Bir gün arkadaşı ona: "Su her gün havadan seyretmeye doyamadığımız muazzam güzelliklerin bir yaradanı var" demişti, o da gayri ihtiyari "Muhakkak" deyivermişti. Daha sonra uzun uzun konuşmalar ve arkadaşının samimi anlattığı hakikatler vücudunun bütün zerrelerini "İşte aradığım şey" diye titretmişti.

O gece arkadaşı ona "İnsan bir yolcudur, ruhlar âleminden, ana rahminden, dünyadan, kabirden ve haşirden geçerek ebede gidecektir. Hepimiz yolcuyuz. Bir gün tekrar bizler Yaradana dönecek ve dünyada yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz" demişti. Uyurken bu sözleri tarifsiz bir refleksle tekrar ediyordu...

Ve bu sabaha gelinmişti... Yine günlük uçuşlardan birini yapacaklardı. Teçhizatlarını kuşandılar, yedek paraşütlerini kontrol ettiler ve altı kişilik gruplarıyla uçaklarına yürüdüler. Hava oldukça serindi ve hafif rüzgâr esiyordu. Arkadaşı "oldukça zor bir atlayış olacak" demişti, o da "alışığız" diyerek geçiştir/vermişti. Uçakları gürültüyle pist başına geliyordu ve kapı kapatılarak sürat arttırıldı. Az sonra yemyeşil bir manzara altlarında uzanıyordu. Camdan ikisi de dışarıyı seyrederken gözleri buğulanıyor ve kim bilir hangi iklimlere dalıyorlardı. Uçaklar boşluğu yutarcasına ilerlemiş ve atlayış irtifasına yükselmişlerdi. Bugün ilk defa havada e/ele tutuşma harekete yapacaklardı. Bunun heyecanı sarmıştı ikisini de. Son kontrollerini yaptılar ve saha üzerine geldiklerinde art arda kapıdan çıktılar. Kuşlar gibiydiler ve zoru başararak el ele kenetlendiler, ikisinin de gözlerinin içi gülüyordu. Bir müddet sonra ayrılma ve paraşüt açma pozisyonuna geçmeleri gerekliydi, öyle de yaptılar. Önce arkadaşı ayrıldı ve deklanşörünü çekti, paraşütü çantasından dışarı fırlatmıştı. Fakat o da ne! Bir bez yığını gibi olmuş, daha doğrusu paraşütçülükte "mum hali" tabir edilen duruma gelmiş, açılmıyordu. Ani bir refleksle yedeğini de açan arkadaşı ana paraşütün klipslerini açmayı ihmal etmiş olduğunun farkında değildi ve iki paraşüt birbirine dolaşıvermişti. Saniyeler süren bu hadise ona hareket hakkı tanımamış, fakat gayri ihtiyari eli deklanşöre giderek paraşütünü açmıştı, sonra arkadaşının yere gülle gibi çakıldığını gördü, gerisini hatırlamıyordu.

Ayıldığında ayağında hafif bir sızı ve başında da tonlarca yük hissediyordu. Bayılmadan önceki sahneler beyninden film şeridi gibi geçiyor ve aynı hadiseyi tekrar tekrar yaşıyordu. Şuuru iyice yerine geldiğinde hemen arkadaşını sordu. Yere çarptığı an öldüğünü duyunca da çılgına döndü, olamazdı!. Herşey birkaç saniyede cereyan etmişti, katılarak ağlamaya başladı.

Ağladıkça arkadaşını görüyor, onun hayalini seyrediyor, dilinden dökülen sözleri duyuyor, kulakları uğulduyordu. O, pişmanlığını "Evet insan bir yolcu ve bir gün O'na dönecek, fakat bunu öğrenmem için bir kurban mı gerekliydi?" diyerek açığa vuruyordu. Son vazifelerini yapıp cenazeyi ailesine gönderirken hep "kurban" diyordu kendi kendine, "kurban!.." Sonra o küçük odaya girdi ve akşama kadar çıkmadı...

Kim bilir nasıl ağladı, nasıl pişman oldu ve Yaradanına nasıl yalvardıysa kapıdan çıktığında yine dimdik, eskisi gibi cesur bir edaya sahipti. Artık kendinden emindi ve arkadaşının gayretini boşa çıkarmamaya kararlıydı, Gurub eden güneşe doğru yolu adımlarken yüzünde tatlı bir nur dalgalanıyordu...
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 143
Kayıt tarihi : 09/03/10

Kullanıcı profilini gör http://eniyisesli.eniyiforum.org

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz